Bir Sayfa Seçin

Kendini Tanıma

Kendini Tanıma & Başkasını Anlama & İlişkileri Geliştirme

Korku, Sıkıntı, Bunaltı, Kaygı, Endişe, Gerginlik, Anksiyete

Prof. Dr. Erol Özmen

Günlük dilde korku, sıkıntı, bunaltı, kaygı, endişe ve gerginlik olarak ifade edilen duygular, psikoloji ve psikiyatride ‘anksiyete’ kavramı içinde ele alınır. Anksiyete’nin temel işlevi bir iç ya da dış tehdit ile karşı karşıya olduğu konusunda kişiyi uyarmaktır. Korku, sıkıntı, bunaltı, kaygı, endişe ve gerginlik gibi duygular herkesin yaşamında birçok kez yaşadığı duygulardır. Fakat bu duyguların yaşanma sıklığı, süresi ve şiddeti kişiden kişiye değişir. Bazı kişiler aşırı korkak iken bazı kişiler gözü pek; bazı kişiler sürekli gergin iken bazı kişiler son derece rahat olabilmektedir. Diğer yandan bazı durumlarda da bu duygular tedavi gerektiren boyutlar kazanabilmektedir. Süreklilik gösterdiğinde, kişinin yaşamını bozacak derecede şiddetli olduğunda, kişinin sosyal ilişkilerini ve mesleki performansını etkilediğinde tedavi gerektiren bir boyut kazanmış olabileceği düşünülmelidir.

Psikoloji ve psikiyatride tek bir kavram ile ifade edilse de günlük dilde korku, sıkıntı, bunaltı, kaygı, endişe ve gerginlik olarak ifade edilen duygular çok farklı anlamlar taşır. Fakat genel olarak bakıldığında bu duyguların gerçek bir tehlike ile karşı karşıya kalındığında, tehlikeli bir durumla karşılaşılacağı düşünüldüğünde, kötü bir şey olacağı düşünüldüğünde yaşandığı görülür.

Genel olarak psikolojide dıştaki bir nesneden gelen bir tehlike karşısında yaşanan duygu ‘korku’, insanın iç dünyasından kaynaklanan bir tehlike (örneğin kontrolünü kaybedeceği, küçük düşeceği) karşısında yaşanan duygu ise ‘bunaltı’ ya da ‘kaygı’ (‘anksiyete’) olarak tanımlanır. Fakat gerçek bir dış tehlike olsa bile, bu tehlike karşısında kişinin yaşayacağı duygunun şiddetini ve niteliğini insanın iç dünyası belirlediğinden bu çok anlamlı olmayan bir ayırımdır. Gerçek bir dış tehlike olduğunda onunla baş edemeyeceğini düşünen bir kişinin yaşayacağı korku ile onunla baş edebilecek güce sahip olduğunu düşünen bir kişinin yaşayacağı korkunun şiddeti çok farklı olmaktadır. Günlük dilde korku olarak adlandırılan duygu, çoğu zaman belli bir dış tehdit olduğunda hissedilen bir duygudur ve fiziksel ya da ruhsal olarak zarar gelebileceği düşünüldüğünde yaşanır. Fakat tehdit olarak algılanan nesnenin tehdit ediciliğinin derecesini belirleyen, o kişinin iç dünyasıdır. Korku, karşılaşılan tehdit ile psikolojik ya da fiziksel olarak baş edilemeyeceği düşünüldüğünde daha şiddetli yaşanır. Bu baş edemeyeceği ya da baş etmekte zorlanacağı düşüncesi bazen gerçekçi, bazen kısmen gerçekçi, bazen de tümüyle gerçekdışıdır. Bunun en tipik örnekleri bazı hayvanlara yönelik korkularda görülür. ‘Sokakta başıboş dolaşan ve sağa sola havlayan bir köpekten korkmak’, gerçekçi bir baş edemeyeceği sorunla karşılaşabileceği düşüncesinden kaynaklanan ve beklenen bir korkudur. Fakat yolda bir kenarda kıvrılan ve hayatından bıkmış izlenimi veren bir köpeğin yanından çok fazla korkmadan temkinli bir biçimde geçmek büyük oranda gerçekçi, temkinliliği abartarak ya da yolunu değiştirerek başka bir sokaktan geçmek büyük oranda gerçekdışı baş edemeyeceği bir sorunla karşılaşma düşüncesinden kaynaklanan bir korkudur. Diğer yandan bir köpeğin resmine bakamayacak derecede korku yaşamak ise bütünüyle gerçekdışı baş edemeyeceği bir sorunla karşılaşabileceği düşüncesinden kaynaklanan bir korkudur. Bir kişinin yaşayacağı korkunun derecesi, tehdit edici olarak görülen nesnenin (köpek) o kişinin iç dünyasında taşıdığı anlamdan kaynaklanır. Böyle bir durumda o nesnenin o kişi için özel anlamı tümüyle bilinçdışı olduğundan bu anlamı bulup çıkarmak pek kolay olmamktadır.

İlginizi Çekebilecek Yazılar ve Bağlantılar