Bir Sayfa Seçin

Kendini Tanıma

Kendini Tanıma & Başkasını Anlama & İlişkileri Geliştirme

Kızgınlık, Sinirlilik, Hiddet, Öfke

Prof. Dr. Erol Özmen

Günlük yaşama bakıldığında insanların istediği ya da beklediği bir şey olmadığında, kendisine düşmanca davranıldığında, haksızlığa uğradığını, küçümsendiğini, aşağılandığını, reddedildiğini, önemsenmediğini düşündüğünde kızgınlık-sinirlilik-hiddet-öfke yaşadığı görülmektedir.

Kızgınlık, sinirlilik, hiddet ve öfke arasındaki sınırı çizmek pek kolay olmasa da üçünün aralarında şiddet farkı olduğu; kızgınlık ve sinirliliğin görece daha hafif, hiddet ve öfkenin ise daha şiddetli bir duygusal durumu ifade ettiği söylenebilir. Bu konuda asıl önemli olan kızgınlık ve sinirliliği ifade etmenin ve kabullenmenin çok daha kolay olduğu ve diğer ikisinin ise çoğu zaman yadsınmakta olduğudur. Toplum tarafından hiddetlenmek ve öfkelenmek ayıplanır, hiddetlenmeye ve öfkelenmeye kötü bir şey olarak bakılır. Öfkenin, toplum tarafından saldırganlık ile eş anlamlı tutulması ve öfkenin denetimden çıkarak başkasına saldırganlığa dönüşeceğinin varsayılması bu anlayışı pekiştirmektedir.

Oysa öfke, derecesi ve süresi kişiden kişiye değişmek üzere, zaman zaman hepimizin yaşadığı bir duygudur. İnsanların öfke duygularıyla baş etme yolları, öfkenin davranışlarına etkisi büyük farklılıklar gösterir. Kimi insan öfkesini o derece yadsır ki, yaşadığı öfkenin farkında bile olmaz; bu kişilerde “peygamber sabrı” olduğu söylenir. Bazı insanlar ise öfkelerini dolaylı yoldan ifade eder (üzerlerine düşen işi aksatırlar, surat asarlar, küserler).

Bazıları öfkesini gerçek hedefinden değil, bir başkasından çıkarır (işyerinde amirine kızar, hıncını evdeki karısından ve çocuğundan çıkarır). Kimi insanın öfkesi ise saman alevi gibidir, bir bakarsınız az önceki gürültülü tablo kısa süre sonra ortadan kalkar. Kimi insan ise ne yaparsa yapsın öfkesini bir türlü dizginleyemez, intikam alma duygusu ile yanıp tutuşur ve ne yaparsa yapsın bu duygusunu yatıştıramaz.

Öfke duygusunun kaynağı hemen her zaman dışarıda aranır. Fakat dikkatli bir biçimde incelendiğinde, insanların yaşadığı öfkenin çoğu zaman kendi iç dünyasından ve yaşadıklarını değerlendirme biçiminden kaynaklandığı görülür. Herhangi bir şeyin mutlaka olması gerektiğini düşünmek, esnek düşünememek, konuyu kişiselleştirmek ve öz-değere yönelik bir tehdit olarak algılamak öfkeyi arttıran düşünce biçimleridir.

Öfkenin yalnız dışarıdan kaynaklanmadığını, kendi düşünce tarzından kaynaklandığını fark etmek ve kabullenmek öfke duygusunun şiddetini hafifletir. Kendi bakış açısının ya da düşüncelerinin “en doğru” olduğuna inanma, diğer insanlardan kendi söylediklerine uyma beklentisi yaratır. Bu beklenti en çok görülen öfkelenme kaynaklarından birisidir. Bu düşünce tarzı diğer insanların her koşulda kendisine uymaları gerektiği düşüncesi yaratır fakat bu gerçekleşmesi olanaksız bir durumdur ve sürekli bir öfke kaynağı olmayı sürdürür.

Haksızlığa uğradığını düşünme de yaygın görülen öfke kaynaklarından biridir. Haksızlığa uğradığını düşünenler, yaşamın ve diğer insanların tümüyle adil olması gerektiğini düşünen ve hem yaşamdan hem diğer insanlardan bu yönde beklentileri olan insanlardır. Bu beklentilerin gerçekdışı olduğunu görmek ve kabullenmek, yaşanan öfkenin şiddetini önemli derecede azaltır.

Öfke yaşandığında bunun kaynağı ve nedeni bulunmaya ve ortaya çıkış düzenekleri anlaşılmaya çalışılmalıdır. Kaynağı bulunduğunda öfkeyi yatıştırmak biraz daha kolaydır. Örneğin, kendisini öfkeli hisseden ve bunun kaynağının haksızlığa uğradığı düşüncesinden kaynaklandığını gören bir kişi, ilk olarak bu düşüncesinin doğru olup olmadığını araştırmalı ve konuyla ilgili kanıtları gözden geçirmelidir. Bu kişi öfkesini iyi analiz eder ve öfkesinin anlamını anlarsa, öfkesini kendisine yararlı bir biçimde kullanarak hakkını arayabilir.

Öfke duygusunu besleyen en önemli kaynaklardan birisi de intikam alma isteğidir. İntikam alma isteği karşıdakine de zarar verildiğinde kişinin rahatlayacağını var sayar. Öfkenin dışa vurulması ya da intikam için karşıdakine zarar verilmesi kısa dönemde öfke duygusunu yatıştırabilecek olmasına karşın uzun dönemde basit bir çatışmanın giderek (intikam çoğu zaman karşıdakinde de aynı tepkiyi yaratabileceğinden) büyümesine ve kişilerarası ilişkilerin bozulmasına neden olabilir.

Öfkelendiğinde öfkesini denetleyemeyerek bağırıp-çağıran, sağa-sola zarar veren kişiler iş yaşamlarında, aile yaşamlarında ve her türlü sosyal yaşamlarında bu kişilik özelliklerinden dolayı çok zarar görürler. Kolay öfkelenen kişiler, kendilerinin bu özelliklerini bilerek en baştan çeşitli önlemler almalıdırlar. Öfkelendiklerinde ne yaparlarsa yatıştıklarını ya da neyin kendilerini yatıştırdığını ve hangi durumlarda öfkelerinin etkinleştiğini bulmaları gerekir. Bazen bu tür insanların bulundukları ortamdan uzaklaşmaları geçici fakat iyi bir çözüm olabilir.

Bazı kişiler öfkelerinin gerçek kaynaklarını (gerçek kaynağı bilseler bile) ifade edemez ve acısını başkasından çıkarır, hak etmediği biçimde ve haksız yere bir başkasına bağırıp çağırırlar. Ne yazık ki bu kişiler çoğu zaman kendi davranışlarını kendilerine makul gösterecek bir gerekçe bulma konusunda ustadırlar. Oysa böyle bir kişinin öfkesinin aslında bir başkasına olduğunu ve davranışının ölçüsüz olduğunu kabullenmesi sorunu büyük oranda çözecektir.

Öfke duygusunun kaynağı araştırıldığında onu başlatan bir olayı ya da kişiyi bulmak son derece kolaydır fakat asıl sorun bu duygunun ortaya çıkmasında kendi payına düşeni bulmak ve kendi sorumluluğunu kabullenmektir. Yaşanan öfke duygusundan bütünüyle dış etmenleri sorumlu tutmak öfkeyi arttırır. Kendi sorumluluğunu kabullenmenin çoğu zaman suçlu olanın ve haksız olanın kendisi olduğunu kabul etmek anlamına geldiği düşünülür oysa bu yanlış bir düşüncedir. Çoğu zaman kişilerin kendi sorumluluklarını kabullenmesini engeller.

Öfkenin temel işlevi kişiyi uğradığını düşündüğü haksızlığı gidermesinin yollarını bulmaya yönlendirmesi ve değerlilik duygusu ile ilgili incinmenin onarılmasıdır. Öfke, uygun bir şekilde işlendiğinde gelişime çok önemli katkılarda bulunan, insanın diğerlerine karşı hakkını korumasını sağlayan, insanları daha girişken yapan, başka arayışlara yönlendiren bir duygudur. Öfke ile uygun biçimde baş edebilmenin en temel yollarından birisi de kendimizde, başkasında, çevremizde, dünyada ve yaşamda değiştirebileceklerimizi değiştirmek için gerekli olan çabayı göstermek ve değiştiremeyeceklerimizi de kabullenmektir.

İlginizi Çekebilecek Yazılar ve Bağlantılar