Bir Sayfa Seçin

Kendini Tanıma

Kendini Tanıma & Başkasını Anlama & İlişkileri Geliştirme

Duygu, Duygular

Prof. Dr. Erol Özmen

Duygu yaşamak/duygulanmak, insanın sahip olduğu en önemli özelliklerden birisidir. Duygular yaşamın rengi, “tadı tuzu”dur; duygunun olmadığı bir yaşam düşünülemez. Yaşadığının farkında olan insanoğlu, kendisinde ve çevresinde olup bitenleri bir yandan algılarken, bir yandan da bunları değerlendirir ve yorumlar. Bu sürece her zaman çeşitli (bazen belli belirsiz, bazen de çok yoğun) duygular eşlik eder.

İnsanın her türlü yaşantısına duygular eşlik eder. Yaşanan olayın özelliğine ve o kişi için taşıdığı özel anlamına göre yaşanan duygunun şiddeti ve niteliği değişir. İnsanoğlu kimi zaman kontrol edilemez derecede yoğun, kimi zaman da belli belirsiz duygulanır. Fakat bu duygular, hiçbir zaman tek bir duygu olmayıp, birçok duygudan oluşan bir duygu demetidir. Örneğin, beklenmedik bir anda bir trafik kazası tehlikesi atlatan kişi, “şaşkınlık, korku, endişe, sevinç” gibi birçok duygunun karışımından oluşan bir duygu durumu içindedir. Hatta bazen zıt gibi görünen duyguların bir arada yaşanabildiği herkes tarafından bilinen bir durumdur. Fakat bu duygu demeti içindeki duyguları ayrıştırabilmek çoğu zaman mümkün olmamakla birlikte, bunların ayrıştırılması insanın kişilik yapısı ile ilgili önemli ipuçları verir.

Duyguların temel işlevi insanı uyarmaktır. Duygular insanın hangi davranışlarını sürdürüp sürdürmeyeceği konusunda önemli yol göstericilerdir. Kişiyi davranışlarını değiştirmeye ya da başlamadan engellemeye yönlendirir. Örneğin korku, kişinin bir tehlike ile karşı karşıya olduğu durumlarda hissedilen bir duygudur ve kişiyi olası tehlikeye karşı önlem almaya yönlendirir.

Yapılan değerlendirme gerçek dışı olsa bile, yaşanan duygu insanın davranışlarını etkiler. Fobiler bu durum için çarpıcı örneklerdir. Kedi fobisi olan kişiler, uzaktan ya da yakından bir kedi gördüklerinde korku yaşarlar ve oradan bir an önce uzaklaşırlar.

İnsanların daha çok hangi duyguları yaşayacağını belirleyen en önemli etmen kişilik özellikleridir. Özgüveni düşük ve kendine güvenmeyen bir kişi, otorite olarak gördüğü bir insanla basit bir şey konuşması gerektiğinde bile çok heyecanlanır.

Kişiliğin bir bileşeni olarak duygusal yapı, insanların kendine özgü bir kişilik yapısına sahip olmasında önemli bir belirleyicidir. Bu nedenle birçok kişiyi neşeli, sakin, heyecanlı, sinirli, kederli, kırılgan, alıngan, sıkıntılı, ürkek gibi sıfatlarla betimleriz. Fakat bu duygusal yapı insanlara değişmez bir duygulanma biçimi vermez. Her insanın yaşadıklarına göre duygularında değişmeler olur. Örneğin, genel olarak karamsar olan bir insan bazı günler neşeli ve iyimser olabilir.

Duyguların anlamını anlamaya çalışırken duygular ile düşünce arasındaki ilişkinin de yeterince anlaşılması gerekmektedir. Duygu ile düşünce arasında iki yönlü bir ilişki vardır. İnsanın içinde bulunduğu duygusal durumun düşünceleri etkilediğinin en güzel örneği depresyondur. Depresyon yaşayan kişilerin düşünceleri de değişir; o güne kadar hiç olmadığı kadar olumsuz şeyler düşünür. Akıllarından sürekli olarak dünyayla, kendileriyle, geçmişte yaşadıklarıyla ve gelecekten beklentileriyle ilgili olumsuz düşünceler geçer. İyileştikten sonra da bütün bunları geçmişte nasıl düşündüklerine hayret ederek bakarlar. Diğer yandan, insanın düşünce kalıpları da duygularını etkileyebilir. En küçük hatasında kendisini acımasızca eleştirme eğiliminde olan bir kişi, kolayca kendisiyle ilgili olumsuz düşüncelere (“aptal”, “beceriksiz”, “şapşal”, “salak” gibi) kapılır. Böyle bir durumda herkesin hata yapabileceğini düşünen kişilere göre daha fazla olumsuz duygular yaşar.

Diğer önemli bir konu da insanın aynı duyguları ne tür durumlarda yaşadığı ve yaşadığı duyguların o insanı nasıl yönlendirdiğidir. Bazı kişiler kendileri ile ilgili en ufak eleştiri aldıklarında özsaygılarını bütünüyle kaybeder ve kendilerini değersiz, işe yaramaz bir insan olarak görürler. Ardından da kendilerini eleştiren kişilere surat asar ve küserler.

İlginizi Çekebilecek Yazılar ve Bağlantılar